788


Su birikintilerinde dalga dalga büyüyen halkalar gibi fikirlerim. Her biri yepyeni bir dünyaya açılıyor. Kararsız kalıyorum. Daldan dala konuyor; kendime yetişemiyor yoruluyorum. Çocuk özgürlüğünde hissediyorum bazen, bazense bir mahpus. Şiirlerim çoğalıyor, yazılarım, hasretim.. Şarkılarım değişiyor devamlı. Bir gün sevdiğimi diğer gün dinlemiyorum. Okumaya başlayıp bıraktığım kitaplar raflar dolusu. Hevesim kaçıyor aşkım sönüyor. Kalmak mı; ölmek mi bir karar veremiyorum. Nefesimin çektiği yerlere sürükleniyor, kendimden uzaklaşıyor, bilinmezlerde kayboluyorum. Bazen ben olabiliyorum; bazense ben bile olamadan yok oluyorum. Karmaşık işte yaşam denen şey beynimin içinde. Kapanan defterler, biten sayfalar, tükenen cümleler sırtımda yüklü yürüyorum. Yollar bitmiyor bitecek gibi de değil.

Yağmur damlalarının su birikintilerine ulaştığında çıkardığı sese aşık olup kalıveriyorum. Kaldırımdan geçerken yüzüme bakan köpeğin gözlerinin içinde huzuru arıyorum. Kendimi yoruyorum mutluluğu bulamıyorum. Somurtmaya dönüşüyor kısa gülüşlerim. Nefesimin sesine dayanamıyorum bazen. Kısasım geliyor içimden. Perişanlık mı bu yaşadığım bilemiyorum. Tüm bedenimi sararken geçen zamanın pişmanlığı, gelecekten kaygılı hislere hapsoluyorum. Bir dua yetişiyor imdadıma onu da beceremiyorum.

Kısa an içinde onlarca zaman yaşıyorum bazen ve bazense upuzun zamanlar an oluyor hissetmeden. Uzayıp giden raylar boyunca yürümek gelmesi içimden normal mi? Bir elimde fotoğraf makinem, çantamda anı defterim. O AN’ ı yazabilmek için. Ve sonra hepsini yıllar sonra okuduğumda kendimi tanıyabilme ve anlayabilme düşüncesi. Şu an bile bunu başaramazken; yıllar sonrasından kendime baktığımda bunu başarabilmek mümkün mü? Okuduğum anılar acı verdikten sonra kaydetmenin mantığını çözemiyorum. Sadece mutlu hissettiğim zamanları not almak da yalancılık değil mi? Her nefeste yaşadığım onca acı, keder, hayal kırıklığı da benim hayatımın bir parçası değil mi? Silip gitmek hiç yaşanmamış gibi, adil mi?
Bir başkası tarafından unutulmaktan korkarken; kendimi unutmak acı vermez mi? Kendi geçmişimde geleceğimi aramak; gelecek denen bilinmezlik için bu günlerimi ziyan ederken şu anı yaşayamamak delilik değil mi?

Bilmediğim yerlere, bilmediğim yollardan gitmek, hayatın göbeğinde yol almak istiyorum. Beni bağlayan ne? İş mi, aile mi, zorunluluklar mı, yoksa korkularım mı? Ben çıkmak istesem bu yolculuğa kim durdurabilir beni? Başaramam mı acaba kendime söz geçirmeyi? Gecenin bir yarısı; bir sırt çantasıyla evden ayrılıp, günler belki de haftalar sonra geri dönmek veya dönmemek kime zarar verir ki? Veya bana ne kaybettirir ki..
Merak ediyorum; bilmediğim tanımadığım sokaklarda insanların neler düşündüklerini, yaşadıklarını, konuştuklarını. Bir dilencinin gerçekten muhtaç olup olmadığını.. Bir köpeğin yavrularının ne renk olduğunu.. Bir dükkanın kaçta açılıp, kaçta kapandığını. Bir camiden yükselen ezan sesinin en uzak nerelerden duyulabildiğini.. Denize kavuşan ırmağın doğduğu yeri.. Dağda doğum yapan koyunun kuzusunu ilk nasıl kokladığını.. Yıllar sonra çok uzaklardan eline geçen mektubu açmadan önce koklayıp gözleri yaşaran yaşlı teyzenin hislerini.

Kaçıp uzaklaşmanın tam sırası sanırım. Kendimi kaybetmemek için kendimi aramaya çıkmak. Irmaklar, göller, dağlar ötesine yürümek. Bilinmeyen denizlerde güzel taşlar ve hikayeler biriktirmek. Dönmeye karar verene kadar özlemek. Döndüğümde sevdiklerimle kucaklaşmak.. Yeniden doğmuş gibi olmak. Bir bebeğin ne hayali olabilir ki? Hayali olmayanın da hayal kırıklığı olmaz değil mi?

Bilmeden, bilemeden düşmek yollara. Şimdiki planım da “Plansız bir yolculuk..” Hayalsiz beklentisiz bir gidiş. Eski beni susturup yeni ben olmak. Hatta benlikten de çıkıp bensizlik ile geri dönmek.

Hafit Bahadır

Geri Bildirim