Outdoor Türkiye

OUTDOOR TAVSİYELERİ

32

*** 05 MAYIS 2020'DE YAPILAN İLKER TULUNAY VE ÖZGÜR KIYAT CANLI YAYIN BLOGUDUR.

Bize biraz kendinden bahseder misin? Özgür Kıyat kimdir ?

20 yıldır müzikle uğraşıyorum. Son senelerde uğraşıma fotoğrafı da ekledim. Fotoğrafçılıkta müzik gibi çocukluktan gelen bir istekti. Çocukken de bir fotoğraf makinesine sahiptim. Asker bir babam olduğu için çok sık il değiştiriyorduk. Sahne sanatları profesyonel olarak 2000 yılında başladı. Fotoğrafı profesyonel anlamda 2010’lardan sonra geliştirdim.

Profesyonel fotoğrafçılık merakı nasıl başladı?

2000’lerin başında Kaz Dağlarına Tayfun Talipoğlu ile birlikte gitmiştik. Tayfun ağabeyin havalı, ödül almış bir Nikon’u vardı. Ben de ona özenip daha iyi bir fotoğraf makinesi aldım.  Ondan sonra hem İstanbul’da hem de yurt dışında çeşitli kurslar aldım. Bu işin üzerine sıkıca eğildim diyebilirim.

Bu hobinin insana kattığı mental bir katkı var mı?

Tabii ki var. Sende doğa sporlarının içinde olan biri olarak biliyorsundur. O aktiviteyi yaparken tüm her şeyi unutup o ana odaklanıyorsun. Balık tutarken de böyle oluyor. Fotoğrafçılıkta aynı şekilde sende o huzuru yaratıyor. Çok güzel tarif edilemeyen bir duygu. Zaman zaman canım sıkıldığında fotoğraf makinemi alıp çıkıyorum ve rahatlıyorum.

Şehir fotoğrafçılığı diğer fotoğrafçılıklara göre daha mı zor? Çünkü örnek vermek gerekirse; bir şelale fotoğrafı çekildiği zaman, şelale orada sabit duruyor. Hangi açıdan bakarsan bak güzel duruyor. Ama şehir fotoğrafçılığında, Karaköy iskelesinde balık tutan birini fotoğraflamak için doğru açıyı görmek bana daha zor geliyor.

Dediğin gibi onu seçip almak biraz daha zor. Doğaya gittiğin zaman kelebek fotoğrafı çektin diyelim. O fotoğraftaki güzel olan şey kelebektir. Sokak fotoğrafçılığın güzel bir hikaye yakalamak zorundasın. Doğa fotoğrafçılığının benimde bilmediğim dinamikleri var. Belirli saatlerde belirli filtrelerle çekilmesi gerekiyor. Ama beni daha çok etkileyen o şehrin içindeki büyüyü yakalamak.

Türkiye’de nerelerde fotoğraf çekmeyi seviyorsun?

İstanbul bütün bozulmuşluğuna rağmen büyülü bir şehir. Tabii ki Ara Güler’in çektiği zaman ki gibi değil. Kapadokya’yı seviyorum. Ege’nin muazzam bir güzelliği var. Bir de benim gezdiğim çeşitli köyler var. Köy insanının dokusu portreler için çok müsait. O anlamda çok şanslı bir coğrafyayız.

Yurt dışı deneyimlerinden biraz bahseder misin?

2010’lu yıllarda Muammer Yanmaz Fotoğrafçılık Akademisi’ni bitirdim. Hem profesyonel hem başlangıç seviyesindeydi. Bana çok değer kattı. Ondan bir, iki sene sonra Paris’te iki, üç aylık bir kursa gittim. Gerçekten üzerine biraz daha koyduğumu hissettim. 40 yıldır yurt dışında yaşayan bir kuzenim var. O bir gün beni aradı. ‘Özgür 1 ay sonra Etiyopya’ya gideceğiz gelir misin ? ‘dedi. Benim için güzel bir zamanlamaydı. 2013 yılında ilk defa Afrika’ya gittim ve güzel bir deneyim oldu. Bir yardım vakfı vardı. Etiyopya’daki halkın refah düzeyini arttıracak bir kurumdu. Bende o vakfın fotoğrafçısı oldum. Ben oradaki insanların hayatlarındaki gelişmeyi fotoğraflıyordum. O da benim için ayrı bir keyifti. Etiyopya insanı çok sıcak, bizim insanımıza benziyor. Çok fotojenik insanları var.

Fotoğrafın hangi alanındasın?

Şu alanındayım diyemiyorum. Çünkü iki işten keyif alıyorum. Biri belgesel fotoğrafçılığı, diğeri sokak fotoğrafçılığı.

Fotoğrafçılık pahalı bir hobi mi?

Ne kadar istediğinize bağlı açıkçası. Ara Güler’in muazzam bir sözü var. ‘En iyi fotoğraf makinesinin sahibi en iyi fotoğrafı çekecek olsaydı, en iyi daktiloya sahip olan en iyi romanı yazardı.’ Fotoğraf hobi olarak yapıldığı zaman pahalı değildir.

Karanlık oda zamanlarını yakaladın mı?

Evet, yakaladım ama çok karanlık oda tecrübem olmadı. Birde benim merak saldığım yıllarda, dijital ön plandaydı. Her ikisinin zevki çok ayrıdır.

Gözle görmek ile vizörden bakmak arasındaki fark nedir?

Dört tarafı denizlerle çevrili şeye ada diyoruz. Ona ada değil de fotoğrafta diyebiliriz. Çünkü fotoğrafta çevresine genişleyemeyeceği için derinlemesine doğru gelişir. Fotoğrafçılığa merak sardıktan sonra gözün hem vizörden bakar gibi oluyor. Bakmak ve görmek fotoğrafta çok başka şeydir. Gözümüzle gördüğümüz zaman kadraj daha geniş ama önemli olan o küçük kadraja güzel şey sığdırmaktır.

Şiir, edebiyat, fotoğraf sence birbirine sentezlenebilir mi?

Mutlaka bunların bir birlikteliği var. 40 yaşına geldim. Hayatımın geri kalan kısmını belgesel çekmekle devam ettireceğim. Bence bu üç sentezin en güzel buluştuğu nokta belgeseldir.

Belgesel hikayenden bize bahseder misin nasıl gelişti?

Benim büyük dedem milli mücadele döneminde Patras’da iki sene esir tutuluyor. Atatürk’e ve Kuva-yi Milliye’ye altın gönderirken yakalanıyor. Bu yüzden hapis tutuluyor. Orada güzel bir belgesel çektik. Bu gerçek hikayeleri araştırmak ve onların üzerine gitmek çok keyifli. Bunların devamı da gelecektir. Youtube ‘ Serez’den İzmir’e ’ yazarlarsa videoya ulaşılabilir.

Yeni çıkan telefonlarda biliyorsun ki kamera ön plana çıktı. O kamera sence profesyonel makinelere tehdit mi?

2013’te ilk derste Fransız bir öğretmen bize ne çekmekten hoşlanacağımızı ve elimizde hangi fotoğraf makinesinin olduğunu sormuştu. Herkes fikrini söyledi. Sonra adam fotoğraf makinelerinin yazılı olduğu bölümü sildi. Orada bize makineniz yoksa fotoğrafın olmayacağını belirten cümleler kurdu. Dolayısıyla makine ne çekmek istediğinizle alakalıdır. Bizim için küçük bir hobi ise telefon olur. Bunun ötesine geçemez. Telefon fotoğrafın ruhunu öldüren bir şeydir. Diğer türlü o bir fotoğraf değil, dijital görüntüdür.

Bugüne kadar fotoğraf çekerken en etkilendiğin andan bahseder misin?

Ara Güler İstanbul ile nasıl özleşmişse, Paris’te de öyle özleşmiş isimler vardı. O isimler bir gün bir araya geldiklerinde kaçırdıkları karelerden bahsediyorlar. O an akıllarına bir fikir geliyor. Karakalem çizen birini bulup kaçırdıkları kareleri çizdiriyorlar. Sonra ondan bir sergi açıyorlar. Benimde öyle bir anım oldu. Büyükada’da bir kilise var. O kilisede dua edilen yerde oturan bir hanımefendi vardı. Oturduğu yere yukardan bir ışık geliyordu. Hanımefendi çokta fotojenik biriydi. Ancak fotoğraf çekmek yasak olduğu için o anı fotoğraflayamamıştım. Diğer bir hikaye de 1974 Kıbrıs Barış Harekatı, Kapalı Maraş hala BM kontrolü altında. Bir anlamda hayalet şehir deniyor. 1974’te Rumlar nasıl terk ettiyse o şekilde duruyor. Orada askeri aracın bile duraksama yapması yasaktır. Son yıllarda biraz daha esnedi ama ben o esnek olmayan yıllarda oradan bir kaç kare fotoğrafladım. Fotoğrafla ilgili bir tüyo vermek istiyorum. Beğendiğiniz, hoşunuza giden bir kapı veya taş duvar seçin. Orada bir süre bekleyin, mutlaka güzel bir kare yakalayacaksınızdır.

Sergi yapmayı düşünüyor musun?

Kendi çektiğim siyah beyazlardan oluşan ‘Ara Güler’e gibi ‘adında bir sergi yapmak istiyorum.

Hobi olarak başladıktan sonra insan üzerine bir şey katmak, geliştirmek istiyor mu?

Evet, insan istiyor. Keyfini almaya başladıktan sonra, insan hem kendine hem de makinesine bir şeyler katmak istiyor. 2 sene sonra yeni bir makine çıktığı zaman onu almak istiyorsun. Bunun bir ucu yoktur.

Fotoğrafçılığı nerede öğrenmeli ve nereden başlamalısın?

Çok güzel kurslar var. Bu kurslardan başlayabilirsiniz. Grup halinde yapınca daha çabuk öğreniyorsun. Mutlaka temel eğitimi alması gerekiyor.

Yeni başlayacaklar için daha uzak şehirlere ya da ülkelere gidenlere önerin nedir?

Ne kadar çok fotoğraf çekersen kendini o kadar geliştirirsin. Tabii ki belli dinamikler vardır. Fotoğraf çekerken dikkat etmemiz gereken ufuk çizgisi var. Fotoğrafın soldan sağa akması çok önemlidir. Gidilmez dediğin yere gittiğin zaman asıl fotoğrafı yakalıyorsun. Yani kovalayacaksın ki yakalayacaksın.

Çok iyi fotoğraf çektim dediğin anı bizimle paylaşır mısın?

2007 yılında balığa çıktığımızın an yakaladığım bir kare vardı. O an benim için çok iyiydi. Siyah beyaz fotoğraf her zaman nirvanada olacaktır.

İnstagram: ozgurkiyatofficial - @ilkertulunay

Geri Bildirim