86

Bu sabah, TRT Belgesel kanalında yayınlanan, Su Savaşları adlı bir belgesel vardı. Haftanın konusu bir hayli ilginç ve hüzün ile umut karışımı duyguları insana ansızın gelen bir tokat gibi çakıyordu.

Yer, Afrika açıklarında dünyanın dördüncü büyük adası olan Madagaskar içlerinde küçük bir köy. Orada biri 9 diğeri 13 yaşında iki kız evladı babası "Mamed", evini köyün geçim kaynağı olan karanfil yağı üretimi ile geçindiriyormuş. Anneleri vefat etmiş. Köye en yakın temiz su 4-5 km uzakta. Bu iki yavrucak sabahları ve akşamları 2 kez buraya gidip birer kova su getiriyorlarmış köyün diğer yavrucakları ile birlikte bu zorluğu bir oyun haline getirerek. O kovanın dolu hali en az 20 kg eder. O kolları bu yol boyunca siz düşünün, günde 4 kez... Eğer bu köye su gelirse bu çocuklar bayram edecekler, orası kesin.

Köy "fransızca" konuşuyor. Belli ki sömürge... Şimdi gelelim can alıcı noktaya ve bu belgeseli çarpıcı yapan kısmına. 

Kurtuluş savaşında Madagaskar ahalisi bize yardım etmiş !.. Nasıl mı? M.Kemal Atatürk adında bir Türk'ün sömürgecilere karşı büyük bir mücadele başlattığının haberi ta oralara kadar gitmiş. Bu insanlar şimdi bile fakir ki o zamanları düşünemiyorum bile... Babaannelerinin yanına gidip; boyunlarındaki altın, gümüş kolyeleri çok büyük bir işe yardım için istemişler. Evlerinde gümüş çatal kaşık olan aileler onları bile yardım için satmışlar. Heyecanın büyüklüğüne bakın ki, belki de hiç görmeyecekleri bir ülkenin mücadelesine kendi mücadeleleri imiş gibi nasıl da canı gönülden el uzatmak istemişler.

Bu, köydeki gözlerinden ve duruşundan asalet akan siyahi genç babanın dedesi de bu yardıma katılanlardanmış. Adam, öyle sanıyorum ki internetten Türkleri araştırırken bu su savaşları programına ulaşmış ve TRT üzerinden bir başvuru yapmış... Olur mu, olmuş bile... Bizimkiler köyde adama sordular, hiç su kuyusu açtırma talebinde bulunmadınız mı? diye... Adam önce güldü, sonra "geldiğiniz yolları gördünüz" dedi, "buraya hiç kimse gelmedi, çünkü sondaj makinesi buraya getirilemiyor"...

Bu hikaye kaçmaz türden. Bizimkiler de (önceleri çok yapmacık geliyorlardı, ama bu bölümden sonra ellerini öpesim geldi adamların.) organizasyonu yapıp varmışlar, dünyanın adını bile duymadığı bu köye...

Zor uğraşılar ile El-Cezire 'nin kullandığı bir yöntem ile elektrik mazot vs. kullanmadan yaptıkları bir pompa ile, 5 km uzakta ve rakımı yüksekte olan köye suyu ulaştırdılar. Suyun hortumdan fışkırması anı görülmeye değerdi. Baba Mamed'in o andaki sevinci bile asildi.

Bu görsel hikayeyi neresinden tutup baksanız, kalbinize dokunur. Konu su olduğu için midir bilmem ama o atadan duyarlı insanlar suya kavuştuklarında benim de gözlerimden yaş geliyordu...

Şimdi "Kapı Dışındaki Doğa ve Onun Sakinlerinin" hikayesi gönülden olur ise ölümsüz oluyor. İyileştirici ve birleştirici oluyor. Gönül mesafe tanımaz bağ kurduklarına taa Madagaskar'dan yardım eder, gönülden gelen de heba olmaz, o geri döner gider ilk kaynağına, eli de boş gelmez üstelik. 

Doğaya gönül ile adım atanlara Selâm olsun.

Geri Bildirim